Bu genç teğmenler, acaba neden kılıçlarını kınlarından çekerek hep bir ağızdan, Kara Harp Okulu’nu birincilikle bitirmiş bir Bayan Teğmen’in önderliğinde, “MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ” diye haykırdılar?

            Mustafa Kemal’in askerleri Libya’nın Trablusgarp’ında, Suriye’nin Şam’ında, Avrupa’nın Galiçya’sında, Çanakkale’nin Arıburnu, Anafartalar’ında, Eskişehir’in İnönü’sünde, Polatlı’nın Sakarya’sında ve nihayet Afyon’un Kocatepe’sinde kahramanca savaştılar. Vatanları uğruna kimileri şehit, kimileri de gazi oldu.

            Bu isimsiz kahramanlar ninelerimiz, dedelerimiz, analarımız, babalarımız ve evlatlarımız bu cennet vatanda hür ve bağımsız yaşasınlar diye Gazi Mustafa Kemal’in askerleri olarak canlarını feda ettiler.

            İşte bu nedenle, dede yaşına gelmiş emekli bir asker olarak ben de yüce Türk Milleti’nin huzurunda, onurla, gururla, “MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM” diye haykırıyorum.

            Burası demokratik bir ülke. Çok az da olsa bu fikri benimsemeyen kişiler olabilir. Bunu demokrasi gereği kabul ederim ama asla “saygı” duymam.

            “Dost ve düşman” görsün, bilsin diye, “Savunma Sanayimizi” güçlendirip, harp uçağımızı, helikopterimizi, tankımızı, topumuzu, gemimizi, mühimmatımızı nasıl üretip, göstererek gururlanıyorsak; bir subay da aynı duyguyu kılıcını “düşman” ’a gözdağı vermek için kaldırırken yaşar.    

            Bugün her türlü ekonomik zorluğa ve sorunlara rağmen ülkemizde hür ve bağımsız olarak, barış içinde, uygarca yaşayabiliyorsak; bunu 1920’li yıllarda boynuna “idam fermanı” geçirilmiş, hayatını vatanına adamış “GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK” ’e borçluyuz.